Sene 2029 : Kutuptaki mutlu ayılar

8/7/2009 · Kategori: Komiklikler Sakalar

20 yıl sonra kutup ayısı diye birşey kalmayacak. Penguenler olmayacak, su yok, hava pis... Kuşlar uçamayacak, doğal yiyeceğimiz olmayacak... 2029 senaryoları etrafımızda... “Tükenecek”, “bitecek”, “yok olacak” en sık duyduğumuz kelimeler. Öleceksin, öleceğiz, ölecekler....

Peki ya söylenen herşeyi yaparsak ne olacak? Diyelim ki mesela Yeşil Ekran’da söylenen herşeyi harfiyen yaptık. Bütün belediyeler çöpleri ayıran kutuları koydu, herkes ince ince metalleri, organik çöpleri, pilleri, kalemleri, kağıtları, plastik su kapaklarını ayrı ayrı çöplere attı, bisiklet satışı patlama yaptı, herkesler bisiklete biniyor. Çin gibiyiz, Hollanda gibiyiz bu konuda. Arabalar elektrikli. Kapının önünde şarj ediliyor. Akşamdan arabasını şarja koymayı unuttuğu için arabamızı isteyen komşudan şikayetçi oluyoruz yalnız. Aldı mı şarjı bitirmeden getirmiyor. 

İstanbul’un denizi o kadar temiz ki, her yer plaj olmuş. Millet bisikletiyle plaja geliyor, parkediyor, cup denize giriyor. Eda Taşpınar bile artık İstanbul Caddebostan’daki Beach’ten denize giriyor. Süreyya Yalçın organik çardak kiralamış sezonluk Erenköy’de, herkes onu konuşuyor. Komple Swarovski kaplı bisikleti zaten dillerde. Haliyle Bodrum, Çeşme epey gözden düşmüş durumda. Oralar balıklara, caretta carettalara, deniz canlılarına kalmış. Türkiye turizmi coşmuş. Sadece çevre dostu turistleri kabul ediyor. Bill Gates gelse gümrükte “ne kadar yeşilsiniz” testine tabi tutuluyor öyle alınıyor memlekete.
Tek dert bisiklet hırsızlarının artmış olması, televizyonlar emniyet müdürüne soruyor: ne yapacaksınız diye. Karbon salınımı atık mevzu olmaktan çıkmış. Bütün televizyonlar “Yeşil” olmuş.
Eski yeşil programlar nostalji belegeselleri olarak gösteriliyor. Herkes gülüyor, ha ha ha 2000’lerin başında ne tuhafmışız. “Ay o zaman saçımızı kimyasal boyayla boyuyorduk inanabiliyor musun?” “Yağları bööööyle döküyoduk evyeye, aman aman, şimdiki gibi her yerde atık yağ deposu yoktu“ “Herkes işe arabaya gider gelirdi hem de arabada tek giderdik inanabiliyor musun?” “Şu doğal göl var ya bizim işyerinin orada, hani her gün öğle yemeklerinde kazlara ekmek atıyoruz, işte oraya çöpleri atarlardı, ay zehirli zehirli” “Ben ilk carettamı o zaman evlat edinmiştim de annemler eve getireceğim zannetmişlerdi, olacak iş mi canım tabii ki caretta Akdeniz’de”... Konuşmalar böyle sürüp gidiyor. metro ağı her yeri ama her yeri sarmış. Anayurt dört baştan demirağlarla sonunda örülmüş, bisiklete veya elektrikli arabaya binmeyen toplu taşımaya biniyor.
Binalar yeşil, bütün kaçak yapılar yıkılmış. Babalar çocuklarına “Bir zamanlar bu yeşil parkın yerinde kaçak dev bir gökdelen vardi, Vahdi Amcan oradan bir daire aldıydı ama sonra yıkılınca öyle kalakaldı parkın ortasında” gibi hikayeler anlatıyorlar. Hava temiz, su temiz, yağmur normal yağıyor mevsiminde, ayılar mutlu kutupta,  penguenler öyle. Bööyle yaşam sürüp gidiyor. 
Belli mi olur, belki de böyle olur...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Beyaz Unlu Ekmek, Tam Yağlı Hamburger ve Yeşil Program

8/7/2009 · Kategori: Komiklikler Sakalar

Haftasonu... Tam çok pişmiş hatta yer yer yanmış etinizden ve onu çevreleyen beyaz undan yapılmış hamburger ekmeğinin ucundan keyifle ısırıyorsunuz... İlk lokma... Ailece mangal yapılmış, etler nefis pişmiş. Doymuş yağ oranı yüzde 100. Organiklik oranı yüzde 0.  Üstelik ketçap, hardal ve mayonez de tabağın bir ucundan içindeki tüm katkı maddeleriyle size bakıyor. 
Tamam söz verdiğiniz kendinize, siz de biliyorsunuz, bunların yerine doğal domates salçası, az biraz zeytinyağı ve organik otlardan yemek çok daha sağlıklı. Ama mangal da çok güzel.
Tam o ilk lokmayı atacakken ağzınıza, işte o an ekranın açık olduğunu farkediyorsunuz. Yeşil bir programın logosu bir an flaş şeklinde yanıp sönüyor beyninizde, ancak uzaktan kumandaya ulaşmak için artık çok geç. Eşiniz konuyla ilgilenmiş, programın sesini çoktan açmış. Ve tüm bunlar siz o ilk ısırığı daha tam alırken oluyor. Hamburger ağzınızın içinde, çiğnemeye çekiniyorsunuz çünkü programlardan birinde yeşil konuklar anlatıyor, et organik olmalı, sakın yanmış olmasın, ketçapın içinde üf binlerce katkı maddesi var, beyaz unu vücut atamıyor bir türlü, sunucu da onaylıyor, “yaaa evet izleyicilerimize pratik günlük, uygulanabilir öneriler veriyoruz, bugün et, ekmek ve ketçapı anlattık, haftaya domates, ot, patlıcan” diye gidiyor. Organik eş, konuşmaları dinlemiş, özümsemiş, yeşillenmiş ve bakışını atmış size doğru. Hamburger’den bir damla ketçap damlıyor tabağa ve kalakalıyor herkes.
Durun! İşte tam o noktada çok stretejik olmak lazım. İşte büyük hizmet! Öyle programda uzun uzun kafa sallamak, onaylamak, yok pratik öneriler, günlük hayatta doğal yaşama yolları falan demek kolay. İşte gerçek hayatta kullanılacak, pratik beş adımda “anlık yeşerme” yolları:    

1)    Derin bir nefes alın, unutmayın, unlu, yağlı hamburger hala elinizde. Önce onu bir tabağa bırakın. Biliyoruz zor ama bırakın. O an tüm gözler üzerinizde başka yol yok.

2)   
Kabullenin. İnkar etmeyin. Zaten herşey ortada. “Evet biliyorum ben de” diyin. Dikkati başka yöne çekin. “Börülce yedim dün öğlen bizim yemekhanede” gibi insanlara sağlık çağrıştıracak “tek” bir cümle söyleyin.

3)    Programı övün. Çok güzel program diyin. Ben bunu daha önce izledim. Bu tekrarı diyin. İlgili görünün.”Bu kanal büyük hizmet yapıyor, herkesin bunları bilmesi lazım” diyin.

4)    O an program devam ediyor olacağı için dikkatler biraz sizin üzerinizden gidecektir. Herkes ekrana baktığı sırada hamburgerden bir ısırık daha alın. Hala iştahınız varsa tabii.

5)    Geleceğe dair olumlu ve sağlıklı vaatlerde bulunun. “Bu program kaçta yayınlanıyor?” gibi ilgili sorular sorun. Ailece Organik Pazara gitme sözü verin..

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Yeşil Vicdan Azabı: Atıyoruuum, atıyoruuum, attım...

30/6/2009 · Kategori: Komiklikler Sakalar

Sanırım 10 yaşlarındaydım. Çevre diye birşey var diye duymuşum bir yerden. “Çöpler önemli, özellikle piller” diye yerleşmiş aklıma. O dönem de walkman dönemi. Her hafta iki pil gidiyor, ben şarkıları ezberleyene kadar 58 kere arka arkaya dinediğim için.
Ve ben pilleri biriktirmeye başladım. Ve piller biriktikçe birikti, biriktikçe birikti. Annem sürekli at şunları yavrum diyor ben doğaya zararlı ya atamıyorum bir türlü. Bir nevi takıntı. Yok, pil atacak yer yok. Yıllar geçti, ben o pilleri biriktirdim biriktirdim bir kova pil. Annem arıyor soruyor, yok yer bulamıyoruz atacak. 80’li yıllar. Kimsenin çevre ile ilgili bir fikri yok. Bir ozon delinmesinden bahsediliyor o kadar. Bu yüzden annem zaten 567 faktörlü kremler sürüyor, evham başka yerlere yönlendirilmiş durumda, henüz “terli soğuk su içme”, “ beşleri atlarken sakın düşme” “hava kararmadan eve gel” dönemi. Henüz kutup ayılarının durumundan bihaberiz. Colaları içiyoruz, börekleri, hamburgerleri yiyoruz gönlümüzce, havanın ısınması yaz geldiği için doğal olarak, öyle biliyoruz, küresel ısınma nasıl olur hiçbir fikrimiz yok, ne yiyoruz, içinde ne var bilmiyoruz, hormon organik ekolojik kelimleri henüz yok. En azından 10lu yaşlarındaki bir çocuk için. 
Neyse pillere gelelim, odamda duran bir kova pil, küçük bir nükleer santral haline gelince artık annem isyan etti. Ve aldığı gibi kovayı o haliyle çöpe attı. O hissin adı işte “yeşil vicdan azabı” olarak bende tarihe geçti. O zaman yeşil ekran, yeşil rehber, yeşil tatil, bay yeşil, yeşil haberci, yeşil alışveriş, yeşil beslenme olmadığı için hayatımda, saf ve yeşilsiz bir “vicdan azabı” hissiydi tabii bahsettiğim. Geçtiğimiz günlerde artık pilleri eczanelere verebileceğimizi duyduğumda ve “atık pil” haberini yazarken işte bu anılar canlandı birden, keşke o bir kova pili de o günlerde atabilseydik.
Şimdi attığım çöpler değişti ama o yeşil vicdan azabı geçmedi. Mesela şu an kafteryadan aldığım meyve salatasının ( sağlıklı meyve salatasından kurtarıyorum ama kabı olmasa... ) plastik kabını çöpe atarkenki hissimi şöyle tarif edebilirim sanırım: atıyorum, atıyorum, atıyorum, atıyorum, atıyorum atıııııyoooooruuuum attııım. Tüh.
Her köşede, her işyerinde, yer sokakta, her apartmanda  kağıt, plastik ve ambalaj, metal çöplerinin ayrı ayrı atıldığı kutular olması ve onların tekrar bize yol, su, elektrik olarak dönmesi dileğiyle....

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!